Öykü (Hikâye)

Öykü (Hikâye)

Kalbine Dokunan Vasiyet

Küçük bir kasaba olan Çamlıdere, dağların eteğinde, çam ormanlarının kokusuyla bezeli bir yerdi. Sokaklarında rüzgârın fısıltısı, komşuların samimi selamları yankılanırdı. Ancak, bu sakin kasabada, iki kardeşin hikâyesi, yıllardır sessiz bir yara gibi duruyordu. Ahmet ve Mehmet, bir zamanlar birbirinin gölgesinden ayrılmayan iki kardeş, şimdi on yıldır konuşmuyordu. Birbirlerine küs, kalpleri kırık, geçmişin acılarıyla zincirlenmişlerdi. Ta […]

Öykü (Hikâye)

Yalanın Gölgesi

Küçük bir kasaba olan Akçay, sakin sokakları, komşuların birbirine selam verdiği mahalleleriyle, çocukluğun masumiyetini hâlâ koruyan bir yerdi. Mert, on yaşında, neşeli, yaramaz ama iyi kalpli bir çocuktu. Annesi Ayşe ve küçük kardeşi Ece ile birlikte, dededen kalma mütevazı bir evde yaşıyorlardı. Baba, yıllar önce bir trafik kazasında vefat etmiş, Ayşe, iki çocuğunu tek başına

Öykü (Hikâye)

Umut Tohumları

Doğu Anadolu’nun ücra bir köşesinde, dağların gölgesine sığınmış küçük bir mezra vardı: Yaylaoba. Rüzgârın keskin, kışın amansız olduğu bu yerde, hayat toprağın bereketine ve insanların dayanıklılığına bağlıydı. Elektrik sık sık kesilir, yollar kardan kapanır, ama Yaylaoba’nın insanları, her zorluğa göğüs gererdi. Bu mezrada, otuz yıl önce, genç bir öğretmen olan Zeynep, hayatının en büyük sınavına

Öykü (Hikâye)

Vefanın Gölgesinde

Kemal, altmış yaşını geçmiş, saçı sakalı ağarmış, ama gözlerinde hâlâ gençlik parıltısı taşıyan bir adamdı. İstanbul’un bir kenar mahallesinde, mütevazı bir evde yaşıyordu. Emekli bir memurdu; hayatı, sakin ama dolu geçmişti. Gençliğinde, zor günler görmüş, yoksullukla mücadele etmiş, ama her zaman bir umut ışığı bulmuştu. O ışığın kaynağı, lise yıllarındaki edebiyat öğretmeni Ayhan Bey’di. Ayhan

Öykü (Hikâye)

Kışın Isıtan Dokunuş

Kış, İstanbul’un gri sokaklarını beyaz bir örtüyle kaplamıştı. Kar, lapa lapa yağıyor, rüzgâr şehrin dar yollarında ıslık çalıyordu. Levent, iş dünyasının parlayan yıldızlarından biriydi. Otuz beş yaşında, lüks bir ofiste çalışan, pahalı takım elbiseler giyen, her adımı hesaplı bir adamdı. Şirketi, emlak sektöründe hızla büyüyordu; Levent’in serveti de öyle. Ama onun dünyasında, başarıdan başka bir

Öykü (Hikâye)

Alın Terinin Lezzeti

Yeşilvadi, sakin bir kasabaydı; sokaklarında çocukların kahkahaları, akşamüstü kahvehanelerde ihtiyarların sohbetleri yankılanırdı. Kasabanın merkezinde, mavi tenteli küçük bir bakkal dükkânı vardı: Hüseyin’in Bakkalı. Hüseyin, kırk beş yaşında, güleryüzlü, alın teriyle geçinen bir adamdı. Onun yirmi yaşındaki oğlu Arda ise, babasının aksine, kasabanın sakinliğinden sıkılmış, gözü yükseklerde bir gençti. Üniversiteye gitmek yerine babasının dükkânında çalışmayı seçmişti,

Öykü (Hikâye)

Bir Masum Dostluğun Bayramı

Küçük bir kasaba olan Yeşilvadi, sakin sokakları, birbirine selam veren komşuları ve her akşamüstü çocukların top oynadığı meydanıyla bilindirdi. Mahalle, yıllardır aynı insanların yaşadığı, geleneklerin değişmediği bir yerdi. Herkes birbirini tanır, her evin hikâyesi bilinirdi. Ancak bir yaz günü, mahallenin en eski evlerinden biri olan mavi boyalı evin kapısında bir kamyon durdu. Yeni bir aile

Öykü (Hikâye)

Vicdanın Ağırlığı

Lise son sınıfta okuyan Mert, küçük bir kasabanın sıradan bir öğrencisiydi. Çamlıdere Anadolu Lisesi’nin koridorları, sınav haftalarında her zaman bir telaşla dolardı. Öğrenciler, defterlerini son kez karıştırır, birbirine notlar fısıldar, öğretmenlerin gözetiminden kaçmaya çalışırdı. Mert, ne çok çalışkan ne de tembel bir öğrenciydi. Ortalama notlarla idare eder, hayalleri ise kasabanın sınırlarını aşıp büyük bir şehirde

Öykü (Hikâye)

Toprağın Adaleti

Küçük bir kasaba olan Çamlıdere, dağların eteğinde, yeşilin her tonunu barındıran bir vadiye yaslanmıştı. Derenin şırıltısı, kuşların cıvıltısı ve rüzgârın buğday tarlalarında dans eden fısıltısı, buranın ruhunu oluştururdu. Ancak bu huzurlu kasabada, son yıllarda bir gölge büyüyordu: Hüseyin Ağa. Zengin bir toprak ağası olan Hüseyin, kasabanın en verimli arazilerini birer birer ele geçiriyor, yoksul çiftçileri

Öykü (Hikâye)

Köklerin Gölgesinde

Köyün sabahları hep aynıydı. Gün, horozların ötüşüyle uyanır, ardından derenin şırıltısı ve rüzgârın ulu çınarların dallarında fısıldayan sesiyle canlanırdı. Ayşe Nine, her sabah olduğu gibi, tahta kapısının gıcırtısıyla evden çıkar, elinde bir sepetle bahçesine doğru yürürdü. Yetmiş yılı aşkın süredir bu köyde, bu evde, bu toprağın kokusuyla yaşamıştı. Bahçesindeki domateslerin kırmızısı, biberlerin yeşili, naberlerin moru

Scroll to Top