Don Kişot İstanbul’da: Yel Değirmeni Yerine Boğaz’daki Yalıları Düşman Sanan Bir Kahraman

Bölüm 1: Don Kişot’un İstanbul Macerası Başlar

Don Kişot, nam-ı diğer La Mancha’lı Şövalye, bir sabah uyanır ve atı Rosinante’nin sırtında, sadık yaveri Sancho Panza ile kendini İstanbul’un orta yerinde bulur. Nasıl geldikleri belirsizdir; belki bir büyü, belki de Don Kişot’un hayal dünyasının bir başka çılgın sıçraması. Taksim Meydanı’nda dikilirken, etrafındaki kalabalığı, tramvayları ve simitçileri hayretle izler.

“Sancho, dostum!” diye bağırır Don Kişot, kılıcını havaya kaldırarak. “Bu diyar, büyülenmiş bir krallık olmalı! Şu demir ejderhalar (tramvayları kastediyor) ve bu garip kılıklı köylüler… Kesinlikle bir büyücünün işi!”

Sancho, bir simitçiden aldığı susamlı simidi kemirirken mırıldanır: “Efendim, bence bu sadece kalabalık bir şehir. Hem, şu simit denen şey harika. İspanya’da böyle şeyler yok.”

Ama Don Kişot’un gözleri başka bir şeyde: Boğaz’ın karşı yakasında, yemyeşil tepelerin arasında parıldayan lüks yalılar. Onun hayal dünyasında, bu yalılar ne birer ev ne de zenginlerin yazlık köşkleri. Bunlar, masum halkı tehdit eden devler! Koca koca pencereleri göz, bacaları ise şeytani birer kafa gibi görünüyor.

“Sancho, bak!” diye haykırır. “Şu korkunç devler, bu güzel diyarı esir almış! Bir şövalye olarak, onları yok etmek benim görevim!”

Sancho, simidini yutarken öksürür. “Efendim, onlar sadece ev. Zenginlerin evleri. Bırakalım da otursunlar.”

Ama Don Kişot çoktan Rosinante’ye atlamış, mızrağını doğrultmuş ve Boğaz’a doğru dörtnala koşmaya başlamıştır. Sancho, “Bu iş kötüye gidecek,” diye mırıldanarak peşinden seğirtir.

Bölüm 2: Bakkal Çırağı Cemal Sahneye Girer

Boğaz’ın Kanlıca semtinde, denize nazır bir bakkal dükkânında, 19 yaşındaki Cemal, tezgâhın arkasında cep telefonunda komik videolar izlemektedir. Bakkalın sahibi, amcası Hüseyin, “Cemal, şu yoğurtları dizer misin?” diye seslenir, ama Cemal kulaklıklarını çıkarmaz bile. Ta ki dükkânın önünde bir toz bulutu ve at naberleri duyulana kadar.

Don Kişot, Rosinante’nin üstünde, Kanlıca’nın dar sokaklarında bağırarak ilerler: “Ey iğrenç devler! Don Kişot’tan korkun, zira sonunuz geldi!”

Cemal, dükkânın kapısına fırlar ve gözlerine inanamaz. Zırhlı bir adam, tahta bir mızrakla, karşıdaki milyon dolarlık yalıya doğru hamle yapmaktadır. Yalıda, zengin iş insanı Orhan Bey’in karısı Leyla Hanım, balkonda kahvesini yudumlarken, bu tuhaf manzarayı görünce çığlık atar.

“Amca, bu ne ya?” diye bağırır Cemal. “Adam yalıya saldırıyor!”

Hüseyin Amca, gözlüğünü takıp bakar. “Tövbe tövbe, bu herif deli mi ne? Çabuk, durdur şunu!”

Cemal, koşarak Don Kişot’un önüne çıkar. “Ağabey, dur! Ne yapıyorsun sen?”

Don Kişot, Cemal’i görünce durur ve kılıcını sallar. “Sen de mi devlerin uşağısın, genç adam? Çekil yolumdan!”

Cemal, ellerini kaldırır. “Vallahi billahi, dev mev yok burada! O sadece Orhan Bey’in yalısı. Adamın üç tane teknesi, beş tane arabası var. Dev olsa bu kadar zengin olmaz, değil mi?”

Ama Don Kişot ikna olmaz. “Büyülenmişsin, zavallı delikanlı! Bu devler, seni kandırmış!” Ve mızrağını yalının kapısına doğru savurur. Kapı, pahalı ahşaptan yapılmış olsa da, Don Kişot’un tahta mızrağına dayanır. Ama gürültü, tüm mahalleyi ayağa kaldırır.

Bölüm 3: Trajikomik Çarpışma

Yalıdan Orhan Bey fırlar, gömleğinin yakası açık, elinde cep telefonu. “Bu ne cüret!” diye bağırır. “Kim bu deli?”

Leyla Hanım, balkondan seslenir: “Orhan, polisi ara! Adam evimizi yıkacak!”

Ama Cemal, olaya el koyar. “Orhan Bey, sakin olun. Bu herif turist galiba. Biraz… kafası karışık.”

Don Kişot, Orhan Bey’i görünce, “Aha, işte devlerin efendisi!” diye bağırır ve mızrağını ona doğrultur. Orhan Bey, hayatında ilk kez böyle bir şeyle karşılaşmıştır ve korkudan geri çekilir. Ama tam o sırada, Sancho Panza yetişir ve Don Kişot’un koluna yapışır.

“Efendim, yapmayın! Bu adam dev değil, sadece… eee… zengin!”

Cemal, gülmekten kendini alamıyor. “Zengin dedin, dev dedin, aynı şey mi bu adam için?” diye kıkırdar.

Orhan Bey, sinirden köpürerek polisi arar. Ama Cemal, durumu kurtarmak için Don Kişot’a döner. “Bak ağabey, madem şövalyesin, gel sana gerçek bir macera bulalım. Şu yalıları rahat bırak, Boğaz’da başka düşmanlar buluruz.”

Don Kişot, bir an düşünür. “Peki, genç yaver. Bana yol göster, ama bil ki bu devleri unutmam!”

Cemal, sırıtarak, “Tamam, tamam. Gel, seni Yoğurtçu Parkı’na götüreyim. Orada martılar var, onlara kafa tutarsın.”

Bölüm 4: Yoğurtçu Parkı’nda Kaos

Cemal, Don Kişot ve Sancho’yu Yoğurtçu Parkı’na götürür. Park, Kanlıcalıların akşamüstü yürüyüş yaptığı, martıların simit kovaladığı bir yerdir. Don Kişot, parkın girişindeki devasa çınar ağacını görünce, “İşte! Bu, devlerin kralı!” diye bağırır ve mızrağını ağaca saplamaya çalışır. Ağaç, tabii ki kıpırdamaz, ama Don Kişot’un mızrağı kırılır.

Cemal, kahkahalarla yere yatar. “Ağabey, bu ağaç! Dev falan değil! Bak, martılar daha tehlikeli!”

Tam o sırada, bir martı, Don Kişot’un elindeki ekmeği kapar. Don Kişot, bunu kişisel bir hakaret sayar ve “Alçak uçan dev!” diye bağırarak kılıcını martıya sallar. Martı, umursamaz bir şekilde uçar gider, ama Don Kişot’un kılıcı park bankına çarpar ve bank yamulur.

Parktaki teyzeler, “Vah vah, bu turist delirmiş!” diye fısıldaşırken, çocuklar Don Kişot’un etrafını sarar. “Amca, süper kahraman mısın?” diye sorarlar. Don Kişot, gururla göğsünü kabartır. “Ben, La Mancha’lı Don Kişot, mazlumların koruyucusuyum!”

Cemal, çocuklara dönüp, “Yok, bu amca biraz hayalperest,” der. “Ama fena adam değil.”


Bölüm 5: Büyük Final ve Barış

Polis sirenleri duyulduğunda, Cemal paniğe kapılır. “Ağabey, kaçmamız lazım! Seni karakola götürürler, zırhın falan işe yaramaz!”

Ama Don Kişot, kaçmayı reddeder. “Bir şövalye, asla korkmaz!” diye bağırır. Neyse ki, Orhan Bey, polislere olayı anlatırken, Cemal araya girer ve durumu yumuşatır. “Memur Abi, bu adam yabancı, biraz kafası karışık. Zarar vermek istemedi, sadece… eee… tiyatro provası yapıyordu!”

Polisler, Don Kişot’un zırhına ve Rosinante’ye bakıp gülümser. “Tamam, ama bir daha yalılara saldırmasın. Gidin, turist gibi gezin.”

Don Kişot, Cemal’e döner. “Sen, cesur bir yaversin. Adın ne, delikanlı?”

“Cemal,” der genç, sırıtarak. “Ama sen bana ‘Kanlıcalı Cemal’ de.”

O akşam, Kanlıca’da bir balıkçıda, Don Kişot, Sancho ve Cemal, rakı-balık keyfi yapar. Don Kişot, hâlâ yalıların dev olduğuna inansa da, Cemal’in esprileri ve Sancho’nun sakinliğiyle sakinleşir. Cemal, telefonuyla Don Kişot’un zırhlı pozlarını çeker ve sosyal medyada paylaşır: “Boğaz’da dev avcısı! #KanlıcalıDonKişot”

Gönderi, bir gecede viral olur. Don Kişot, İstanbul’un yeni fenomeni haline gelir. Ve belki de, bir sonraki macerasında, martılarla değil, Boğaz’ın lüks yatlarıyla savaşmaya karar verir.

Son.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top