Uzanır gözleri bulutlara çocuk,
Bir kuşun kanadında kaybolur düşleri.
Gökyüzünde asılı kalan bir heves gibi,
Bekler—hiç gelmeyecek bir cevabı.
Toprağa oturmuş, elleri dizlerinde
Yüzünde rüzgârın çizdiği hayal kırıkları,
Yıldızlara sorar sessizce:
“Bir gün ben de uçar mıyım?”
Hayalleri pamuk gibi dağılır göğe,
Her biri bir umut, bir merak, bir yalnızlık.
Maviyle gri arasında soluk bir hayal
Dudaklarında çocukça bir soru: “Neden?”
Bir martı geçer uzaklardan
Sanki ona selam verircesine.
Ama çocuk kıpırdamaz,
Sadece izler ve bekler… sessizce.
Açıklama :
“Gökyüzünü Bekleyen Çocuk” şiiri, çocukluk düşlerinin gökyüzüne olan özlemi üzerinden insanın umut etme hâlini ve masum arayışını işler. Şiirin merkezinde yer alan çocuk figürü, yalnızlıkla değil, beklentiyle tanımlanır. Gözleri gökyüzüne çevrilmiş, dizlerine yaslanmış elleriyle hareketsiz oturan çocuk, bir yanıyla çaresizliğin, diğer yanıyla sonsuz olasılıkların simgesidir.
Bulutlar ve gökyüzü şiirde yalnızca bir arka plan değil, aynı zamanda çocuğun iç dünyasının bir yansımasıdır. Bulutların arasında kaybolan hayaller, yaşanmamışlıkları, içte bastırılmış umutları ve büyüyememiş düşleri sembolize eder. “Bir kuş kanadı kadar hafif, bir yıldız kadar uzak” ifadesi ise hayallerin hem özgürleştirici hem de ulaşılmaz doğasını yansıtarak şiire zarif bir melankoli katar.
Martı metaforu, hayal edilen şeylerin bir anlık belirip ardından uzaklaşmasını temsil eder. Çocuk, hareketsizliğiyle hem bekleyişi hem de kabullenişi ifade eder. Beklemek burada pasif bir eylem değil, derin bir varoluş hâlidir. Her şey durgun gibi görünse de, içten içe yankılanan bir merak ve hayal gücü vardır.
Bu şiir, çocukluğun saflığını, beklentinin dinginliğini ve umudun şiirselliğini taşır. Gökyüzüne bakarken düş kuran her insanın içindeki o küçük çocukla bir bağ kurar.
