Kayıp Zamanın Melankolisi

Bir saat kulesi suskun durur,
Gölgesi geçmişe uzanır,
İçinde donmuş zamana bürünmüş
Bir adam… silik hatıralarla yanan.

Avuçlarında sararmış yapraklar,
Her biri bir mevsimden düşme anı,
Bir sevda, bir çocukluk kahkahası,
Bir vedanın soğuk izi… kanı.

Gözlerinde çalkalanan boşluk,
Rüzgârla savrulan bir iç çekiş,
Her düşen yaprakla eksilir,
Kendi içinden göçer yavaşça.

Saatler çalmaz artık,
Tıkırtılar içe işler,
Dakikalar kanayan dize olur
Ve şair, sustukça söyler.

Zamanın buğusunda silinir yüzler,
Bir anı daha toprağa karışır,
Geriye kalır solgun gölgeler
Ve unutulmuş bir saat kulesi…

Kayıp Zamanın Melankolisi”, zamanın duruşu ve insan hafızasında bıraktığı izler üzerine kurulmuş lirik ve sürrealist bir şiirdir. Eski bir saat kulesi, geçmişin ve zamanın metaforu olarak resmedilirken, onun gölgesinde eriyen adam ise bellekteki silinme sürecini temsil eder. Bu adam, sadece fiziksel olarak değil; anılar, duygular ve kimlik açısından da yavaşça çözülmektedir.

Avuçlarından dökülen sararmış yapraklar, her biri bir hatırayı temsil eder. Yaprak metaforu, hem doğanın döngüselliğini hem de anıların gelip geçiciliğini simgeler. Her düşen yaprak, unutulan bir gülüşü, bir veda anını ya da çocuklukta kalan bir ışığı simgeler. Bu yönüyle şiir, bireysel hafıza kaybı kadar kolektif unutuluşu da çağrıştırır.

Saatlerin suskunluğu, zamanın nesnel akışını değil, öznel zaman algısının duruşunu yansıtır. Artık dakika, saat, gün değil; yalnızca iç ses, iç boşluk vardır. Zaman, burada ölçülen bir kavram değil, yaşanan bir sızıya dönüşür. Sessiz çığlıklar ve unutulmuş kahkahalar, hem bir varoluş krizini hem de hatıralar arasında sıkışmış ruhu ortaya koyar.

Bu şiir, zamanın kaçınılmazlığına karşı duyulan derin bir hüzün, bir melankoli ve kabullenişin estetik dilidir. Her kelime, insanın zamana karşı verdiği sessiz mücadeleyi anlatır.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top