Kara Yelekli Bir Gölge
I Kara bir yelek giydi o sabah, Gördes’in rüzgârı selamladı alnını, Elinde tüfeği, belinde namusu, Makbule, Türk’ün dişiydi; düşmanın korkusu.
II Kına yakmıştı zamanında ellerine, Bu kez barut sürdü gözlerine, Sevdiğini uğurladığı cepheye, Şimdi kendisi giderdi ölümle yürüyerek.
III Dağlar, vadiler, gece ve pus, Makbule’nin adımları gürültüsüz bir gürleydi, Erkek gibi değil; insan gibi savaştı, Ama ardından “erkek gibi” destan yazıldı nedense.
GİRİŞ: GÖRDES’İN KADIN YÜZLÜ YİĞİDİ
Yıl 1922… Ege’nin dağlarında, mavi gökyüzünün altında bir toprak yürek gibi atmakta. Her çalının ardında bir kurşun, her dağın yamacında bir isyan saklı. Gördes; zeytiniyle, suskun taş sokaklarıyla direnişin sessizce hazırlandığı bir köy.
Ve orada, kara saçlı, kara gözlü, cesaretiyle karanlığı yaran bir kadın var: Gördesli Makbule. Kadın ama namus için, vatan için silaha sarılmış. Eşiyle birlikte omuz omuza, bir milletin iradesini sırtına almış.
BİRİNCİ BÖLÜM: DOĞUŞ
- Gördes’in Kızı Manisa’nın Gördes ilçesinde doğmuştu Makbule. Daha çocukken, babasının anlattığı Sarıkamış hikâyeleriyle büyüdü. Genç yaşta evlendiği kocasıyla birlikte cepheye mektup değil, mermi taşıdı.
- Bir Kadının Kararı Eşi Halil Efe cepheye çağrıldığında, Makbule onu uğurlamadı; onunla gitti. Yalnızca yol değil, kader birliği etti. Yanına kara yeleğini aldı, omzuna tüfeğini astı, ayağına çarığını geçirdi. Ve dedi:
— “Ben arkanızdan dua etmem, önünüzden yürürüm.”
- Dağların Kucağında Çeteci oldu. Ama çeteci değil; vatanperverdi. Akhisar, Kırkağaç, Soma… Adım adım iz sürdü düşmana. Erkekler onun cesaretine şaşarken, o tek kelime söyledi:
— “Vatanın cinsiyeti yoktur.”
İKİNCİ BÖLÜM: SAVAŞIN ATEŞİNDE BİR KADIN
- Gece Pusuları Geceleri yıldızlar kadar sessiz, kurşunlar kadar yakıcıydı. Gördesli Makbule, dağlarda Türk bayrağının gölgesi gibi dolaşırdı. Düşman mevzilerine sessizce sızar, köylülerin direnişini örgütlerdi.
- İlk Kurşun İlk kez Karaağaç köyünde düşmanla karşılaştı. Kurşunu boşa gitmedi. Fransız subayını alnından vurdu. O günden sonra Yunan işbirlikçileri adını ezber etti. Bir kadından korkmak, onların ahlakına tersti ama Makbule ahlak değil, hakikat yazıyordu.
- Halil Efe’nin Yanında Savaşta eş olmanın başka bir anlamı vardı. Onlar silah arkadaşlığıydı. Yorgunluk paylaşılırdı. Acı birlikte yutulur, zafer birlikte sevinilirdi. Halil Efe’nin tabiriyle:
— “Makbule sadece karım değil, siperimin diğer yarısıdır.”
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: SON NEFES
- Derbent Savaşı 1922 Haziran’ında Derbent civarında yoğun çatışmalar başladı. Yunan birlikleri baskın yaptı. Halil Efe, cephenin ön hattındaydı. Makbule ise geri hatlarda mühimmat taşıyordu. Ama haber geldi:
— “Halil düşüyor!”
Hiç düşünmedi. Tüfeğini aldı, sırtını dağa yasladı, çatışmanın ortasına daldı.
- Vurulduğu An Kurşun geldi. Bir değil, üç kurşun. İlki omzunu, ikincisi göğsünü, üçüncüsü kalbini buldu. Makbule yere düştü ama ruhu ayakta kaldı. Dudaklarından şu söz döküldü:
— “Vatan… Ölümsüzlüğüm…”
- Cenazesi Onu omuzlayan köylüler, kara yeleğini çıkaramadı. Yelek kurşunla birleşmişti. Kefen yerine o yelekle gömüldü. Mezarına bir zeytin ağacı dikildi.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: MAKBULE’NİN ARDINDA
- Halkın Hafızasında Gördes sokaklarında anneler çocuklarına onun adını fısıldar:
— “Korkma, Makbule gibi diren!”
- Okullarda, Şiirlerde Türk edebiyatı onu romanlarına, tiyatrolarına taşıdı. Makbule artık tarih kitaplarında değil; her yürekte yaşar.
- Bir Milletin Aynası Makbule yalnızca kadınlar için değil; tüm millet için bir ölçüydü. Cesaretin, özverinin, özgürlüğün sembolüydü. Adı yaşadıkça, Türk kadını yere bakmaz.
SONSÖZ: TÜFEK GİBİ DİMDİK BİR KADIN
Gördesli Makbule, sadece bir kişi değil; bir efsane, bir destandır. O tüfeğini susturdu belki ama sesi hâlâ dağlarda yankılanır:
— “Bir kadın düştüğünde değil, sustuğunda kaybeder. Ben ne düştüm, ne sustum.”
Onun adını anan her kadın, aslında bir cephe kurar içinden. Çünkü Makbule, yelek giyen değil; vatanı giyen bir kadındı.
