Donmuş Bir İz, Sıcak Bir Ruh
I Yıl 1921, kar düşer sessizliğe, Kastamonu sokakları, kurşunla değil; duala dolar, Bir kadın, sırtında cephane, kucağında yavru, Beyaz örtü üstünde bir iz olur var.
II Adı Şerife, lakabı Bacı, Toprağa değil, vatana emanet olur her adımı, Donarken umutlarını örter yorgan gibi kar, O kar, toprağın değil; milletin alnındaki yazıdır.
III Kadın olmak zor; ama anne olmak başka, Cephane taşırken, evladına ninni söyler her tabanca, Vatanı saran kar, bir kefen değil; Direnişin bembeyaz destanıdır.
GİRİŞ: KASTAMONU’DA BEYAZ BİR YOLCULUK
Yıl 1921. Kurtuluş Savaşı’nın en çetin günleri. Batı Cephesi’nde savaş kızışmakta, cephane ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. İstanbul’dan kaçırılan silahlar, İnebolu Limanı’na ulaştırılmakta, oradan Kastamonu yoluyla cepheye gönderilmektedir.
Kastamonu… Soğuk bir ocak ayı… Kar, sokakları sessizce kaplamış. Fakat o beyaz sessizlikte, çığlık çığlığa bir fedakârlık yankılanmakta. Kadınlar, erkekler, çocuklar; herkes sırayla yüklenmekte. O kervanın en önünde ise gözlerinde kararlılık, sırtında cephane, kucağında yavru bir kadın var: Şerife Bacı.
BİRİNCİ BÖLÜM: ŞERİFE’NİN HİKÂYESİ
- Köyden Cepheye Kastamonu’nun Seydiler köyünde doğmuştu Şerife. Küçüklüğünden beri tarlada çalışmış, öküz sürmüş, odun taşımıştı. Genç yaşında evlenmiş, eşi askere gitmişti. Savaş yıllarında, Kastamonu’daki yardımlaşma heyetlerine katılmış, cephane taşıyan kağnı kervanına gönüllü yazılmıştı.
- Karla Gelen Mektup Bir gün heyet başkanı geldi:
— “İnebolu’dan cephane yüklü kağnı geliyor. Kış çetin. Yardım lazım.”
Şerife kucağındaki 9 aylık bebeğe baktı. Kararsızlık geçmedi gözlerinden. Sadece bir söz söyledi:
— “Bu vatan çocuklarımın geleceği ise, ben de onun yolunda yürürüm.”
- Kağnı Yolunda Kağnıya yüklenen mühimmat sandıkları arasında bebeğine yer açtı. Atı yoktu. Kağnıyı kendisi çekti. Kolları dondu, ayakları karla kavruldu. Ama durmadı. Her adım, bir hayalin iziydi. Her nefes, bir milletin umuduydu.
İKİNCİ BÖLÜM: DİRAYETİN SESSİZ ÇIĞLIĞI
- Dağların Arasında Bir Ana Yol uzun, kar sert, gece sessizdi. Yanında başka kadınlar da vardı. Ama o, kucağındaki çocukla bir başka yürüyordu. Yürürken bebeğine ninni söylüyordu:
— “Uyanma yavrum, vatan uyanacak.”
- Çoraklarda Umut Gece, Ilgaz Dağı’nın eteklerinde çöktü. Herkes mola verdi. Şerife Bacı, bebeğini sandığın üzerine yatırdı. Ceketini çıkardı, onu örttü. Kendisi sırtını kağnıya yasladı. Soğuğun sessizliği arasında dua etti:
— “Allah’ım! Bu milletin silahı bitmesin. Ben bittiysem ne çıkar.”
- Şafakla Gelen Don Sabah… Güneş doğdu ama o doğmadı. Kağnının yanında Şerife Bacı donmuştu. Çocuğu, annesinin ceketiyle sarılmış hâlde ağlıyordu. Onu ilk gören asker, gözyaşlarıyla sadece şunu dedi:
— “Bu kadın gitmedi, tarihe gömüldü.”
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: BİR MİLLETİN AĞITI
- Kastamonu Ağlar Şerife Bacı’nın naaşı Kastamonu’ya getirildi. O gün karlar erimedi. Her kar tanesi, onun adını taşıdı. Mezarı, köyünün yamacına kazıldı. Yanına, yüklediği son sandık bırakıldı.
- Anadolu’nun Her Yerinde Haberi duyan kadınlar, cephane taşımaya devam etti. Her biri, “Ben Şerife Bacı’yım!” dedi. Her biri, onun gibi yürüdü, onun gibi yandı. Artık o bir kişi değil; bir ruh, bir simgeydi.
- Bir Ceketlik Efsane O ceket… Bugün Kastamonu’da bir müzede. Gören herkes şöyle der:
— “Bir kadının bedeni dondu, ama vatanın yüreği ısındı.”
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: ZAMANLA DİRİLMEK
- Şerife Bacı’nın Ardından Yıllar geçti. Köyler şehir oldu. Asfalt yollar kağnı izlerini sildi. Ama bir şey silinmedi: Şerife Bacı’nın adı. Okullara, caddelere, kadın derneklerine onun adı verildi.
- Şiirlerde, Romanlarda, Dualarda Hikâyesi kitaplara konu oldu. Şiirlere ilham verdi, tiyatrolara taşındı. Ama en çok da dualara girdi. Anadolu kadını, evladını beşiğe yatırdığında onun duasını fısıldadı:
— “Allah, sana Şerife Bacı yüreği versin.”
- Bugünün Kızlarına Bugün Anadolu’da her genç kıza öğretmenler şöyle seslenir:
— “Sen de bir gün Şerife Bacı gibi, bir milleti ayağa kaldırabilirsin. Çünkü senin damarlarında onun yüreği akar.”
SONSÖZ: KADININ ADIYLA YAZILAN DESTAN
Şerife Bacı, bir kahraman değil sadece; bir direniş biçimi, bir annelik anıtı, bir insanlık öğretisidir. Kalemi olmayan bir kadın, kalem olmuş; yazı bilmeyen bir anne, destan yazmıştır.
Ve şimdi karlar yağarken Kastamonu’nun dağlarına, o beyazlıkta hâlâ bir iz yürür:
Bir kadın, Bir ceket, Bir bebek, Ve bir vatan…
