Fabl

“Kütüphanenin Konuşan Kitapları”

Gri taşlardan örülü büyük bir kütüphane, şehrin en sakin köşesinde yüzyıllardır duruyordu. Raflarında altın yaldızlı ciltler, solmuş deri kapaklar ve henüz açılmamış sayfalar saklıydı. İnsanlar gelir, sessizce kitapları karıştırır, bazılarını alıp götürür, çoğunu ise yerine bırakırdı. Ta ki bir gece, kitaplar artık sessiz kalmaya karar verene kadar… Bölüm 1: İsyan Gecesi Kütüphanenin kapıları kapanır kapanmaz, […]

Fabl

“Ateşböceğinin Işıksız Gecesi”

Derin bir ormanda, yaprakların arasına saklanmış küçük bir ateşböceği yaşardı. Adı Lumen’di. Diğer ateşböceklerinin aksine, Lumen’in ışığı yoktu. Karnındaki o sihirli lamba hiç yanmamıştı. Bu yüzden geceleri, diğer böcekler gökyüzünü altın rengi ışıklarıyla süslerken, o sessizce bir yaprağın üzerinde oturur, karanlıkta kalakalırdı… Bölüm 1: Işığın Olmadığı Yer Lumen, her akşam annesine sorardı:“Neden benim ışığım yok?”Annesi,

Fabl

İsyanın Doğuşu

Güneş, gökyüzünde tam tepedeyken Narcis, yine kendi güzelliğini seyrediyordu. Gölge, bu kez alışılmadık bir şey yaptı: “Artık yeter!” dedi, keskin bir sesle. Narcis irkildi, etrafına bakındı. “Kim konuştu?” “Ben,” dedi gölge, yerde uzanan karanlık leke. “Senin gölgen. Yıllardır peşinden sürükleniyorum. Hiçbir seçim hakkım yok. Nereye gidersen gideyim, seninle gelmek zorundayım. Ama artık buna bir son vermek istiyorum.” Narcis güldü. “Saçmalama!

Natürmort

Zamanın Sessizliği

Bu natürmortta izleyiciyi karşılayan üçlü: bir saat kumbarası, antik bir şarap sürahisi ve ciltli kitaplar. Her biri zamanın geçiciliğini ve insan bilgisinin kırılganlığını simgeler. Kum saatiyle birlikte akan zaman, kitaplarda biriken bilgelik ile yarışır; sürahi ise geçmişin lüksünü ve dünyevi zevkleri hatırlatır. Doku zenginliği, kadifemsi kumaşın gölgesinde ustaca derinleştirilmiş, Barok dönemin ışık-gölge oyunlarıyla zenginleştirilmiş bir

Efsane ve Destan

Direnişin Adı: Halit Bey Destanı

Torosların Gölgesinde Bir Yiğit I Adana yanarken, portakal çiçekleri kurur, Halit Bey’in bakışı, düşmanı boğar, Silahı kelam, yüreği barut, Toroslar eğilse, o dimdik durur. II Kurşun geçer gövdeden, Ama Halit Bey’den geçemez ihanet, Mermi değil; milletiyle örer surları, Direniş onun alnında bir ayet. GİRİŞ: ATEŞTEN BİR ŞEHRİN EVLADI Yıl 1920. Adana, Fransız işgali altında. Camiler

Efsane ve Destan

Dağın Gölgesi, Vatanın Işığı: Yörük Ali Efe Destanı

Bir Dağ, Bir Efe, Bir Milleti Uyandırır I Efeler yürürken çizmeleri değil, Vatan yürürdü Ege’nin topraklarında, İlk kurşun değil; ilk haykırış olurdu sesi, Yörük Ali, sarı zeybekli bir destan gibi… II Omzunda tüfeği, yüreğinde Anadolu, İsyan değil; adaletle kurulu bir başkaldırıydı onunki, Malgaç’ta başlayan kıvılcım, Yedi düvele karşı yakılmış bir meşale oldu. III O yalnız

Efsane ve Destan

Onbaşı Nezahat: Siperin Küçük Gölgesi, Milletin Büyük Işığı

Bir Çocuğun Üniforması I Silah sesleri arasında, küçük bir beden, Üzerinde büyük bir ceket, alnında göğe bakan bir sükûnet, Nezahat, daha çocuk ama bakışı kumandan gibi, Vatan, onun omzuna tüfek değil; onur yüklemişti. II Onbaşı dediler, ama yaşı on üç, Kurşun değil, kararlılık taşıyordu belinde, Mevzilerde oyun değil; dua oynandı, Çocuktu ama ordunun vicdanıydı her

Efsane ve Destan

Kara Yelekli Kadın: Gördesli Makbule Destanı

Kara Yelekli Bir Gölge I Kara bir yelek giydi o sabah, Gördes’in rüzgârı selamladı alnını, Elinde tüfeği, belinde namusu, Makbule, Türk’ün dişiydi; düşmanın korkusu. II Kına yakmıştı zamanında ellerine, Bu kez barut sürdü gözlerine, Sevdiğini uğurladığı cepheye, Şimdi kendisi giderdi ölümle yürüyerek. III Dağlar, vadiler, gece ve pus, Makbule’nin adımları gürültüsüz bir gürleydi, Erkek gibi

Efsane ve Destan

Karla Kaplı Bir Annenin Adımları: Şerife Bacı Destanı

Donmuş Bir İz, Sıcak Bir Ruh I Yıl 1921, kar düşer sessizliğe, Kastamonu sokakları, kurşunla değil; duala dolar, Bir kadın, sırtında cephane, kucağında yavru, Beyaz örtü üstünde bir iz olur var. II Adı Şerife, lakabı Bacı, Toprağa değil, vatana emanet olur her adımı, Donarken umutlarını örter yorgan gibi kar, O kar, toprağın değil; milletin alnındaki

Efsane ve Destan

Bir Kurşunla Uyanan Şehir: Sütçü İmam Destanı

Bir Kurşunun İzleri I Bir şehir uyurken hürriyetsiz, Süt satardı Uzunoluk’ta bir yiğit, Fransız çizmesi çiğnediği an, Namus, kurşun oldu o yiğidin elinde bit! II Minareler “Allahuekber” dedi, Taş evler sırt verdi şaha kalkan atlara, Rahime’nin bayrağı, Güllü’nün yağı, Destan oldu Maraş’ın kızıl matemine katkı! III Yirmi iki gece yandı ocaklar, Analar, beşik sallarken söyledi

Scroll to Top